Aklımdan Geçenler . . . (Türkçe)

Öğrenci mi Talebe mi?

Üniversitelerimizde, ders veren değerli hocalar ya da  araştırma görevlisi olarak çalışan arkadaşlar eminim bir çok kez derslerde ya da laboratuvarlarda etkileşimde oldukları öğrencilerden gelecekteki belirsizlikler hakkında, dersler hakkında endişelerini dinlemişlerdir.

Bu konuşmaların bir kısmında öğrencilerimizin derslerinde yaşadıkları zorlukları, üniversite yaşamına geçişte meydana gelen sıkıntılar sebebi ile başarılı şekilde girmiş oldukları bölümlerde birincil amaçlarını kaybettiklerini ya da bu amaçlar doğrultusunda yol almadıklarını farkediyorum.

Kendim bu konuda oldukça şanslı olduğumu düşünüyorum, çünkü tam olarak istediğim işi yapıyorum. Merak ettiklerimi, evreni, hayatı düşünmek ve çalışmak için üstüne birde para alıyorum. Bir anlamda her gün hobilerimin üzerinde çalışabiliyorum.

Ben burada sevgili üniversite öğrencilerimizin kendilerini yanlış konumladıklarını düşünüyorum, bir anlamda öğrenci ve talebe bir birine oldukça denk anlamlara sahip olmalarına rağmen belki üniversite eğitimi öncesi için öğrenci (öğrenen kişi anlamında) denilebilir, fakat üniversite eğitimi alan bir kişi herşeyden önce kendi isteği ile kendi istediği bir konuda eğitim alan bir kişi olduğu düşünülebilir. Bu sebeple öğrenci yerine bilgiyi talep eden kişi anlamında talebe adı verilmelidir. Üniversitelerimizde eğitim alan bu talebelerimiz, öğrenecekleri her küçük bilgi kırıntısı için dersi veren hocalarından ya da derse yardımcı olan araştırma görevlilerinden bilgi, deneyim ve problem çözmede takip ettikleri yollar hakkında yardımcı olmalarını istemelidirler. Bu onların en önemli hakkı ve bu haklarını çekinmeden istemelidirler. Üniversite bilginin olduğu yerdir ve talebeler de bu bilgiyi sürekli olarak talep ederek hocalarını zorlamalı, daha ileri gidilebilmesi için üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidirler.

Son olarak izlemeniz için bir TED video'su koyuyorum.


Bir araştırma görevlisi...




Lüminozite


LHC Tüneli
Parçacık hızlandırıcılarından bahsedilirken lüminozite mutlaka bahsedilmesi gereken bir parametredir, gerçektende şu an CERN'den gelen haberlerde grafiklerin her yerinde lüminozite ile ilgili bir bilgi mutlaka vardır. Basitçe ifade etmek gerekirse örneğin LHC (Large Hadron Collider) ve Tevatron gibi atom altı parçacıkları hızlandıran makinelerin bu atom altı parçacıkları anlık olarak ne kadar sayıda çarpıştırdıklarını ifade etmek için kullanılır. Lüminozite teriminin kökeni aslında astrofizik alanından gelmektedir ve basitçe uzaktaki yıldızların yüzeyinden birim zamanda ne kadar enerji yayıldığını (ortaya çıktığını) ifade etmek için kullanılmaktadır. Yüksek enerji fiziğinde aynı büyüklük kullanılmaktadır fakat enerji yerine parçacık sayısı yerleştirilmiştir. Lüminozite'nin boyutunu $\left[m^{-2}s^{-1}\right]$'dir ve birim zamanda bir $cm^2$'den geçen parçacık sayısını ifade etmektedir. Örneğin, LHC gibi deneyelerde protonlar tek tek hızlandırılıp çarpıştırmak yerine (ki gerçek hayatta sadece iki protonu hızlandırıp birbirlerini çarpıştırmak imkansızdır) her bir demette yaklaşık 500 Milyon kadarı bir araya getirilip hızlandırılmaktadır böylece yaklaşık boyutları $1fm (10^{-15}$m) olan bu parçacıkların karşılarındaki protonlar ile sert saçılmalar yapmalarının olasılığı artırılmaktadır. LHC'nin tasarlanmış anlık lüminozite değeri $10^{-34}cm^{-2}s^{-1}$'dir. Fakat bu kadar büyük sayılardan bahsetmek günlük hayatta pratik olmaması sebebi ile $10^{-28}m^2 = 1 barn$ adı verilmektedir. Bunun ile birlikte anlık lüminozite yerine belli bir zaman aralığındaki toplam lüminozite daha kullanışlıdır. 
Örneğin, LHC çarpıştırıcısının aralıksız tam olarak bir yıl çalıştığını varsayalım, bir yıl ~31.5 Milyon saniye ettiğine göre CMS yada ATLAS deneyindeki toplam Lüminozite
$\int Ldt=31.5 Ms\times10^{33}cm^{-2}s^{-1}$
$=32 \times 10^{39}cm^{-2}$ 

Barn birim $1barn=10^{-24}cm^2$ şeklinde tanımlanmıştır. $10^{-15}\times1barn=10^{-15}10^{-24}cm^2$ ve $10^{-39}cm^2=1fbarn$ olduğuna göre, 

LHC çarpıştırıcısının 1 yılda üreteceği toplam Lüminozite 

$\int Ldt=32fb^{-1}$ 

olacaktır. Tabiki LHC'nin bu kadar uzun aralıksız çalışması mümkün değildir, çünkü belli zaman aralıklarında sistemin kalibrasyon ve güvenlik testleri için durması gerekmektedir, bunun yanında elektronik sistemde belli sorunlar ile karşılaşılabilir bu durumda LHC içerisinde proton demetleri bulunmamaktadır ve belli süre sistem kontrol edilmektedir. Son yapılan planlara göre LHC çarpıştırıcısı 2012 yılının sonuna kadar çalışacaktır daha sonra LHC'nin nominal çalışma değerlerine çıkılabilmesi için 1 yıl mertebesinde sistem kapatılıp FAZ-2 dönemine geçebilmek için hızlandırıcı ve dedektör sistemlerinde tamir, bakım ve yenileme çalışmaları yapılacaktır. Böylece önümüzdeki 20 yıl boyunca LHC proton çarpışmaları yaparak çok nadir meydana gelen bazı atom altı parçacıkları yeterli sayıda üretip fizik analiz programları ile var olan ve halen geliştirilen Teorik Modellerin hipotetik parçacıkları aranacaktır. Bu sayede doğanın nasıl davrandığını anlayabileceğiz.

Lüminozite kendi başına pek bir anlamı yoktur, daha çok saçılma tesir kesiti ile birleştirildiğinde önemli bir anlam kazanır. Saçılma tesir kesiti parçacıklar arasında belli bir etkileşmenin meydana gelme olasılığını ifade etmektedir, boyutu $\left[m^2\right]$'dir. Lüminozite ile saçılma tesir kesitinin çarpımı incelenen etkileşme olayının lüminozitenin toplandığı zaman aralığında kaç adet meydana geldiğini ifade etmektedir.

Here the current (2016) gathered luminosity at the CMS experiment.



Latex Hakkında


MS Word ve Latex'de yazılan doküman için karmaşıklık ve uzun-
luk ile harcanan çaba ve zaman arasındaki ilişki gösterilmiştir.

Şu an için bilimsel dergilerde makale, kitap yada tez yazımı için Latex kullanılmaktadır, fakat maalesef Türkiye'deki bir çok üniversite Microsoft programları kullanmaktadır. MicroSoft gibi programlar için her ne kadar öğrenme eğrisi zaman ile hızlı şekilde artmasına rağmen belli bir eşik noktadan sonra LaTeX daha kolay ve hızlı bir yazım sağlamaktadır. Bunun yanında LaTeX ile doküman yazmak oldukça keyiflidir, ve kitap baskısına yakın, bol denklem içeren dokümanlar için LaTex bir zorunluluktur. Fakat eğer yazılan metin Türkçe ise bu durumda bazı zorluklar ile karşılaşılmaktadır, bu zorlukları yenebilmek ve yazılan Türkçe karakterler için özel kodlar yazmak yerine imdadımıza hızır gibi yetişen iki latex paketi vardır. Bunlar babel ve inputenc paketleridir. Bu paketler sayesinde İngilizce başlıklar yerine Giriş, Şekil, Tablo, İçindekiler başlıkları otomatik olarak gelmektedir, bu da işimizi oldukça kolaylaştırmaktadır. Bu iki paketi kullanabilmek için
  • Tex dosyasını farklı kaydet seceneğini kullanarak utf8 encoding ile kaydetmeniz gerekiyor, bu sayede latex içinde yazdığınız Türkçe karakterler dosya kapatılıp başka bir zaman sonra tekrar açıldığında değişmeyeceklerdir. 
  • Tex dosyası içinde \documentclass{article} ve \begin{document} arasına yazılan usepackage paketleri arasına \usepackage[utf8]{inputenc} \usepackage[turkish]{babel} eklenmelidir.
Bu sayede bol sayıda denklem içeren Türkçe doküman, ders notu, tez yazabilirsiniz. Fakat babel paketinin kullanılması sebebi ile diğer bazı paketlerde çakışma yaşanabilmektedir, bunlardan en can sıkıcı olanı graphicx paketi ile kullanılan \includegraphics komutudur, zira kendisi "=" işaretini argüman olan kullanmaktadır, örneğin \includegraphics[width=3cm]{resim.ps} komutu ile resim.ps dosyası latex doküman içine yerleştirilmek istendiğinde derleme aşamasında width=3cm argümanında kullanılan "=" komutunun hata verdiğini anlamak bazen uzun zaman alabiliyor, bu problemin çözümü için
\shorthandoff{=}
\includegraphics[width=3cm]{resim.ps}
\shorthandon{=}


Şeklinde \shorthandoff{=} komutu kullanılabilir. Yolu buraya düşmüş herkese kolay gelsin :)

Mr Feynman

Nasıl olduysa yakın bir zamanda Nobel ödüllü fizikçi olan R.Feynman'ın hayatından anektodlar ile dolu olan iki kitabını okumak için zamanım oldu. Aslında aklımın ucunda bile yoktu okumak fakat 5dk için CERN kütüphanesinde bir şey bakarken "What Do You Care What Other People Think?" kitabı elime geçti ve bir iki sayfa karıştırdım, ve tam da Challenger uzay mekiği kazasını soruşturan komisyonda başından geçenleri yazdığı sayfa denk geldi ve sadece bir sayfa okudum. Aradan bir gün geçti, devamında ne olduğuna dair merakım yüzünden kitabı diğer gün kütüphaneden ödünç aldım. Daha sonra okumaya başladım, yolda (çocukluğum da olduğu gibi), otobüste ve ya kahve içerken kitabı bir çırpıda bitirdim. Nasıl oluyorsa bir okumaya başladığınızda kitabı bırakamıyorsunuz kısa oldukları için yada kitabı bitirmeden içinizdeki merak dürtusü durmuyor ve sizi okumanız için sürekli dürtüyor.
Bende aşağıdaki diğer kitap ile birlikte otobüste sabah/akşam Voltaire-Cern arasında 3 günde bitirdim.

1. What Do You Care What Other People Think?

2. Surely You're Joking, Mr. Feynman!

Her iki kitapda çok önemli hayat dersleri denilebilecek bilgiler ile dolu olduklarını, Feynman'ın zihninde düşüncelerin nasıl geliştiğini okumak, bunu yanında kişiliğini oluşturan ve fiziğe karşı duyduğu merak dürtüsünün çocukluk zamanında nasıl geliştiğini görmek ve neredeyse unutmuş olduğum çocukluğuma ne kadar benzediğini görmek oldukça ilginçti. Bunun yanında Türkiye'de derslerde/laboratuvarlarda sürekli olarak genç arkadaşlara deneylerin ne kadar önemli olduklarını, öğrenmeleri gereken formüller değil fikirler ve anlamları olduğunu anlatırken gerçek sorunun eğitim sisteminde olduğunu farkettim. Benzer gözlemi Feynman'ın da 
ders vermek için gittiği Brezilya'daki öğrencilerde benzer bir sorun gözlemlemiştir. Bende aynısını Turkiye'deki öğretim sisteminde ilkokuldan itibaren herkesin aynı olması için yaratıcılığın nasıl yok edildiğini, farklı olanın aynılaştırılmaya çalışıldığını, öğrencilerimizin (talebelerin) bilgileri formülleri ezberlediklerini gözlemliyorum. Yaratıcılık her ne kadar sanat dallarında önemi daha çok vurgulansada temel bilimlerde de o kadar önemli ve can alıcıdır. Eğer herkesin gördüğü bir doğa olayını sizde herkes gibi görürseniz bu doğa olayında yeni birşey görmezsiniz, aksine herkesden farklı şekilde görebilmelisiniz Pablo Picasso'nun insanları kübik şekilde tasviri yada Van Gogh'un gece parlayan yıldızları çizdiği gibi denklemlerdeki simetriyi ve doğanın harfler ile şiirsel ifadesi olduğu görülmelidir. Bu sebeple yaratıcı, bilinen çok basit doğa olayları için bile farklı gözle bakabilen, yeni çözüm ve yaklaşımları sürekli bulmaya çalışan arkadaşların doğru yolda olduklarını vurgulamak istiyorum. Nobel ödüllü fizikçiler doğanın nasıl çalıştığını anlamaya çalışırken birer sanatsal akım oluşturmuş sanatçılardan çok farklı değildirler, onlarda doğayı farklı bakış açıları ile görebilmiş ve yeni açıklamalar en önemlisi yeni düşünce ve bakış açıları (paradigma) ortaya atmışlardır. Öğrenilen tüm konuların günlük hayatta bir karşılığının olduğunu ve bunun herzaman öğrenilmesini tavsiye ediyorum. 

Bunun yanında "Surely You're Joking, Mr Feynman" kitabından şu bölümün okunmasını özellikle tavsiye ediyorum.

No comments: